Bir avuç yalnızlık
+Necmi bey
+Necmi bey
+Necmi duy beni
Bazı insanlar vardır iyi gözükmek için ekstra çaba sarf etmezler. İyi olmak için uğraşmazlar. Yaptıkları iyilikleri görmezden gelirler. Çıkar ilişkisinden uzakta nasıl göründüklerine dikkat etmezler. Dışarıdan gelen sesleri sessize alıp devam ederler yoluna...
'Ben hiç konuşmam hiç rahatsız olmazsınız benden' Demişti Aynur teyze.. Gözünü kapatana kadardı tabi bu cümlesi. Gün içinde uyanık iken konuşmadığı her kelime uyurken yola revan oluyormuş meğer. Yolu meğer ne uzun ne kederliymiş.
Aynur teyze ile hastanede oda arkadaşıydık. 90 yaşlarında öyle çok ton ton olmayan mahallede top oynayan çocukları kovalayan eli maşalı teyzelerden. Bunu anlaması o kadar zor değildi onu gördüğümde. Çocukken çok topunuz kesilip çok koşturulan bir çocukluk geçirmişseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Kendilerini gösteremedikleri için pek iyilikte kabul etmezler. Her koyun kendi bacağından asılır niyetinde ne etliye ne sütlüye karışırlar.
Aşk hiçbir zaman masum değildir. Mutluluğu ararken kendini ölümün kıyısında bulan çaresiz bir aşık.. Ahmet Ümit'in okuduğum belki kaçıncı kitabı ama her kitabına ilk hevesle yaklaşıyorum. Aşkımız eski bir roman onunla.. Sayfayı çevirirken göz göze geldik. Bana ilk sorduğu soru; kaça gidiyorsun, olmuştu. Yok ben öğretmenim dediğimde; böyle genç öğretmen mi olurmuş canım sende, deyip ilk huysuzluğunu yapmıştı. Çok konuşma canlısı olmadığı için bende kısa ve öz tutuyordum. Aslında kitapla arama biri girsin istemediğim içinde kısa tutmaya çalışıyordum. Kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı. Kitabı kapatıp ona yöneldim. Bu kez soru sırası bendeydi diye düşünürken Aynur teyze geç kalmamıştı.
+Evli misin sen?
- Bu yaşta evlilik mi olurmuş canım sende, deyip muzipçe gülümsedim.
Bir süre sessiz kalınca. Aynı soruyu ben ona yönelttim bu kez. Başını öne eğip uzun uzun düşünüyordu. Allah allah herhalde yarasını deştim derken. Beni duymadığını anladım. Kulakları da kendi kadar huysuzdu. Bu kez soruyu daha yüksek sesle sordum.
+Değilim. Hiç evlenmedim aman bu yaştan sonra da evlenemem dedi.
İstemsizce güldüm. Yani yaş biraz erken sanki demek istedim ama yüzüne uzun uzun bakınca yüzündeki kırışıklığa rağmen ela ela bakan gözleri çok farklıydı. Huysuz aksi ama geçmiş oradan hiç ayrılmamış gibiydi. Ben kitaba devam ettim o ise kendi kendine söylenmeye. Gece oldu etti derken gerçekten çok sessiz biriydi gündüz olan kısa sohbeti saymazsak hiç konuşmadı bile denilebilir. Yatmadan ilaçlarını istedi benden, yanında kalan biri yoktu. İlaçlarını içtikten sonra uyumaya koyuldu. Derin düşüncelere dalmak için fazla yorgundum. Uyumaya çalıştığım sırada başladı her şey..
Gözlerini kapattığı andan itibaren evde yaptıklarına kadar tutunda yaptığı alışverişler.. Buzdolabında kaç elma kaldı. Domates neden bu kadar pahalandı, piknik sepetine o kadar şey sığar mı .. Yaşadığı her anıyı yüksek sesle anlatıyordu. Bazen ara ara uyurken konuşurum ben diyordu ki onu bile uykusunda söylüyordu. O kadar bu durumla bağdaşmış. Gece 1,2,3 derken Aynur teyze hep anlattı. Bir ara seslenmeye başladı
+Necmi bey
+Necmi bey
+Necmi duy beni
Nereye gidiyorsun, dedi ve sonra sustu..
Necmi amca kimdi bilmiyorum. Aynur teyzeyi de tanıdığımı söyleyemem ama çoluk çocuğu olmayan hiç evlenmemiş, konuşamadığı her kelimeyi uykusuna saklayan ve huysuzlukları ile barışık yalnız hatta bayağı yalnızlığında ötesinde bir kadındı. Bu bana Oğuz Atay'ı anımsattı. Kitaplarında, hikayelerinde insanın hep kendisiyle konuşma halini ve yalnızlık buhranını işleyen efsunkâr adam. Hatta çok ilginçtir bu denli yalnız olup şu satırları yazması;"Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. İnsanların düşmanlara da ihtiyacı vardır, dostlarının değerini bilmek için."
Sanırım Aynur teyze yalnızlığa mahkum edilen kısımdı..
+Necmi bey
+Necmi duy beni
Bazı insanlar vardır iyi gözükmek için ekstra çaba sarf etmezler. İyi olmak için uğraşmazlar. Yaptıkları iyilikleri görmezden gelirler. Çıkar ilişkisinden uzakta nasıl göründüklerine dikkat etmezler. Dışarıdan gelen sesleri sessize alıp devam ederler yoluna...
'Ben hiç konuşmam hiç rahatsız olmazsınız benden' Demişti Aynur teyze.. Gözünü kapatana kadardı tabi bu cümlesi. Gün içinde uyanık iken konuşmadığı her kelime uyurken yola revan oluyormuş meğer. Yolu meğer ne uzun ne kederliymiş.
Aynur teyze ile hastanede oda arkadaşıydık. 90 yaşlarında öyle çok ton ton olmayan mahallede top oynayan çocukları kovalayan eli maşalı teyzelerden. Bunu anlaması o kadar zor değildi onu gördüğümde. Çocukken çok topunuz kesilip çok koşturulan bir çocukluk geçirmişseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Kendilerini gösteremedikleri için pek iyilikte kabul etmezler. Her koyun kendi bacağından asılır niyetinde ne etliye ne sütlüye karışırlar.
Aşk hiçbir zaman masum değildir. Mutluluğu ararken kendini ölümün kıyısında bulan çaresiz bir aşık.. Ahmet Ümit'in okuduğum belki kaçıncı kitabı ama her kitabına ilk hevesle yaklaşıyorum. Aşkımız eski bir roman onunla.. Sayfayı çevirirken göz göze geldik. Bana ilk sorduğu soru; kaça gidiyorsun, olmuştu. Yok ben öğretmenim dediğimde; böyle genç öğretmen mi olurmuş canım sende, deyip ilk huysuzluğunu yapmıştı. Çok konuşma canlısı olmadığı için bende kısa ve öz tutuyordum. Aslında kitapla arama biri girsin istemediğim içinde kısa tutmaya çalışıyordum. Kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı. Kitabı kapatıp ona yöneldim. Bu kez soru sırası bendeydi diye düşünürken Aynur teyze geç kalmamıştı.
+Evli misin sen?
- Bu yaşta evlilik mi olurmuş canım sende, deyip muzipçe gülümsedim.
Bir süre sessiz kalınca. Aynı soruyu ben ona yönelttim bu kez. Başını öne eğip uzun uzun düşünüyordu. Allah allah herhalde yarasını deştim derken. Beni duymadığını anladım. Kulakları da kendi kadar huysuzdu. Bu kez soruyu daha yüksek sesle sordum.
+Değilim. Hiç evlenmedim aman bu yaştan sonra da evlenemem dedi.
İstemsizce güldüm. Yani yaş biraz erken sanki demek istedim ama yüzüne uzun uzun bakınca yüzündeki kırışıklığa rağmen ela ela bakan gözleri çok farklıydı. Huysuz aksi ama geçmiş oradan hiç ayrılmamış gibiydi. Ben kitaba devam ettim o ise kendi kendine söylenmeye. Gece oldu etti derken gerçekten çok sessiz biriydi gündüz olan kısa sohbeti saymazsak hiç konuşmadı bile denilebilir. Yatmadan ilaçlarını istedi benden, yanında kalan biri yoktu. İlaçlarını içtikten sonra uyumaya koyuldu. Derin düşüncelere dalmak için fazla yorgundum. Uyumaya çalıştığım sırada başladı her şey..
Gözlerini kapattığı andan itibaren evde yaptıklarına kadar tutunda yaptığı alışverişler.. Buzdolabında kaç elma kaldı. Domates neden bu kadar pahalandı, piknik sepetine o kadar şey sığar mı .. Yaşadığı her anıyı yüksek sesle anlatıyordu. Bazen ara ara uyurken konuşurum ben diyordu ki onu bile uykusunda söylüyordu. O kadar bu durumla bağdaşmış. Gece 1,2,3 derken Aynur teyze hep anlattı. Bir ara seslenmeye başladı
+Necmi bey
+Necmi bey
+Necmi duy beni
Nereye gidiyorsun, dedi ve sonra sustu..
Necmi amca kimdi bilmiyorum. Aynur teyzeyi de tanıdığımı söyleyemem ama çoluk çocuğu olmayan hiç evlenmemiş, konuşamadığı her kelimeyi uykusuna saklayan ve huysuzlukları ile barışık yalnız hatta bayağı yalnızlığında ötesinde bir kadındı. Bu bana Oğuz Atay'ı anımsattı. Kitaplarında, hikayelerinde insanın hep kendisiyle konuşma halini ve yalnızlık buhranını işleyen efsunkâr adam. Hatta çok ilginçtir bu denli yalnız olup şu satırları yazması;"Ben, yalnızlığı istemekle suçlanıp yalnızlığa mahkum edildim. Bu karara bütün gücümle muhalefet ediyorum. Ben yalnızlığa dayanamıyorum, ben insanların arasında olmak istiyorum. İnsanların düşmanlara da ihtiyacı vardır, dostlarının değerini bilmek için."
Sanırım Aynur teyze yalnızlığa mahkum edilen kısımdı..
Yorumlar
Yorum Gönder